Prof. Dr. Hasan KÖNİ | İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Başarılı Oldu Mu?

1948 yılı Mayıs ayında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insanoğlu bir çok acı olay yaşamanın sonucunda ortaya konmuştu.

Prof. Dr. Hasan KÖNİ | TESAM Yüksek İstişare Heyeti Başkanı

1948 yılı Mayıs ayında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insanoğlu bir çok acı olay yaşamanın sonucunda ortaya konmuştu. Yirmi milyondan fazla insanın öldüğü I. Dünya Savaşı ve yetmiş milyon civarında asker ve sivilin öldüğü II. Dünya Savaşı ve dünya savaşının son günlerinde, insanları fırınlarda yakan Hitler Almanya’sına karşı savaşan insancıl Amerika’nın, Tokyo ve Nagazaki’deki sivil Japonlara attığı iki atom bombası bu metnin hazırlanmasında önemli psikolojik bir rol oynamıştır.

İşin ilginç yanı, Amerikan başkanı Franklin Roosevelt’in eşi Elenore Roosevelt dönemin en tanınmış liberal kadın hakları savaşçısıydı. 1948 yılında en tanınmış siyaset dışı bir kadın olarak, haftalık olarak yaptığı radyo programlarında sürekli liberal fikirleri Amerikan halkına aktarıyordu. 1948 kışında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu önünde Evrensel İnsan Hakları Beyannamesini takdim eden kişi Elenore Roosevelt’ti. Elenore, yaptığı konuşmasında Evrensel beyannamenin, ‘her yerdeki insanlar için evrensel bir’ Magna Carta’ olduğunu belirtmişti. İnsan hakları zihni bir gerçekliktir. İnsan saygınlığını yükseltmek için yapılan ortak bir gücü temsil etmektedir, demişti.

Evrensel beyanname, insanları yeni bir kan gütme kıskacından kurtarmak için kabul edilmişti ve vazgeçilmez haklar öneriliyordu. Amerikan muhafazakarları da ailenin önemini ve medeniyetin temel taşı olduğunu kabul eden metne karşı çıkmamışlardı. İfade özgürlüğü, siyasal özgürlükler, sınırları aşabilen bir basın özgürlüğü,1940’larda savaşın yarattığı göçler nedeniyle göç etme özgürlüğü metinde yer almıştı.

Evrensel beyannamenin kabul edildiği yıllarda hükümetler dışı örgütler yoktu. Yani, uluslararası kamuoyunda insan haklarını savunan bir örgütlenme henüz gelişmemişti. Bu kadar çok insan hakları antlaşmaları imzalanmamıştı. Uluslararası Af Örgütü, Helsinki Gözetleme Grubu, gibi yapılar yoktu. Bölgesel insan hakları mahkemeleri daha kurulmamıştı. Zamanla bütün gelişmeler oldu.

Bütün bu gelişmeler oldu ama insan hakları gelişmesi konusunda pek başarılı olmak mümkün olmadı. Devletlerin ve rejimlerin kendilerini koruma zihniyeti insan haklarının önüne geçti. Stalin toplumcu bir rejimi yerine oturtmak için milyonlarca köylünün ölümüne neden oldu ve onları Gulag Takımadalarına yolladı. Basında kendisinin çocuklarla birlikte yayınlanmış resimleri çıkıyordu. Adolf Hitler için tarihçiler küçükleri nasıl sevdiğini anlatıyorlar. Tabii Aryan ırkından olanları.

İnsan haklarını ve demokrasiyi savunan Amerika, komünist olarak algıladığı, aslında milliyetçi olan Vietnam’a 1972 Noel’inde ağır bombardıman uçağı olan B-52 ‘ler ile saldırıp binlerce sivilin ölümüne yol açarken, halk çocuklarıyla birlikte Noel alışverişi yapıyordu. Başkan Bush 1990-91 yıllarında çok sevdiği beş oğlu ile vakit geçirirken Irak’ı bombalayan Amerikan uçakları binlerce asker ve sivilin ölmesine yol açıyordu. 1945’lerden sonra Amerika ve Sovyetler Birliği arasında başlayan Soğuk Savaş sırasında iki ülke üçüncü ülkelerde dolaylı olarak savaşarak binlerce insanın ölümüne neden oldular. Öldürüldüğü zaman bütün dünyanın üzüldüğü Kennedy 1960’da Küba’yı işgal etmek için başarısız Domuzlar Körfezi çıkarmasının yapılmasına izin vermişti. 1962 yılında Küba’da Sovyet füzelerinin bulunması sonucu Amerika ve Rusya çekişmesi dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirmişti. 2003 yılındaki Batı’nın Irak saldırısında geri çekilen Irak askerlerinin imhasını Amerikan Başkanı Bush, Vietnam Sendromunun ortadan kalkması olarak yorumlamıştı. Aynı başkan Irak müdahalesinden önce ‘önleyici meşru müdafaa’ diye devletler hukukunda kabul görmeyen bir de insancıl bir doktrin icat etmişti. Daha sonraları Batılı ülkeler insan haklarını başka ülkelerde korumanın gereğine karar vererek, ‘insancıl müdahale’ diye yeni bir kural ortaya atmışlar ve bu kurala dayanarak diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmişlerdi. Barış için iş başına getirilen Amerikan Başkanı Obama, bu sefer yenilen insancıl doktrin yerine ‘Koruma Hakkı’ olarak adlandırılan yeni bir kuramla Hillary Clinton’un Libya rejimini değiştirmesine izin vermişti. Hillary Clinton’da: ‘geldik, gördük ve öldüler’ diyerek Libya olayını yorumlamıştı. Hemen hemen aynı zamanda Rusya Çeçenleri hallettikten sonra, Koruma Hakkı kuramına bağlı olarak Müslümanları korumak için Gürcistan’ı düzeltip, sonraları bir referandumla Kırım’ı ülkesine katıyordu. Fransa’nın Cezayir’de, İngiltere’nin Afrika ve Asya’daki kanlı maceralarını bu örneklere katmak gerekiyor.

Dikkat edecek olursak, İnsan Hakları Beyannamesini kabul eden bu devletler aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde dünya barışını korumak için veto gücüne sahip ülkeler. Bu devletlerin başlarındaki insanlar ailelerine bağlı, çocuklara sevgi duyan insanlar. Ancak, devletin bekası ve çıkarı söz konusu olduğunda kendi derin devlet aktörlerinin dediklerini yapıyorlar. Bu durumda insan hakları projesinin sınırları olduğu görünüyor. Bir yazarın belirttiği gibi insanlar haklar konusunda uyandırdığınızda sizi dinliyorlar ve onları ikna etmeniz de mümkün sonra zihinsel olarak koruma mekanizması işlemeye başlıyor ve bir hafta içinde değişiyorlar. Maalesef, devletlerin ve rejimlerin geleceği ve çıkarı söz konusu olduğunda insan hakları standartlarını belirleyen kağıt parçalarıyla insan hakları standartlarını korumak pek mümkün görünmüyor. Uğraşmaya değer mi? Değer tabii.

www.gazetebirlik.com, 29.08.2017.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı